fbpx

1976 yılında İstanbul’da sanayici bir ailenin dördüncü nesli olarak dünyaya geldim ve şu an karşınızdayım. Müsadeniz ile bu iki cümle arasında ne olduğu sizlere mümkün olduğunca özet ile anlatmak istiyorum.

Söylediğim gibi sanayici bir aileden geliyorum, kökleri Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar uzanan bir aile. Büyük dedem Mustafa Özgür Kayseri’den Adana’ya gelen bir tüccar. 1920’li yıllarda ülkede sanayiye dair pek bir şey yok ve bir sanayi oluşturulmak isteniyor. Hoş, sanayici de yok ki sanayi olsun. Ama ne var? Savaş dolayısı ile terk edilmiş ve işletilmeyen, gayrimüslimlerden kalan bir iki sanayi tesisi. Bunlardan biri de Adana’daki Milli Mensucat Tekstil Fabrikası. Dedim ya sanayici yok ama bir takım tüccarlar var. İşte Mustafa Özgür ve arkadaşları ellerindeki sermaye ile, bu işletmeyi sahiplenip işletmeye başlıyorlar. Oradaki hikaye uzun fakat diyeceğim o ki serveti zaman içinde daha da büyüyor ve çocuklarına, torunlarına, ta bizlere kadar geliyor.

Ben önce Göztepe Yeşilbahar İlkokulu, sonra da ortaokul ve liseyi İstanbul Eğitim ve Kültür Vakfı Semiha Şakir Lisesi’nde  okudum. O tarihe kadar yazları büyüklerimizin yanında çalışırdık. Çocukluğumda tezgahtarlık yapmışlığım da vardır, fabrikada yerleri süpürmüşlüğüm, getir götür yapmışlığım da.

Bu sıralarda hayatıma sonraki tüm hayatımı şekillendirecek bir şey girdi, müzik. Gitar çalmaya başladım. Gitar çalmanın verdiği zevk bir yana, benden bir kaç yaş küçük, benim gibi hevesli gençlere gitar öğretmek ayrı keyif vermeye başladı. İşte hayatımın ilk öğretmenlik belki ufaktan koçluk çalışmaları bu zamanlarda başlamış oldu. Halim vaktim yerinde olduğundan bu yardımlardan para almak aklımın ucundan dahi geçmedi. Şimdi düşünüyorum da belki bu işten para kazanmaya çalışmalıymışım, önemli bir tecrübe olurdu. Bunu da aile şirketlerindeki gençlere küçük bir tavsiye olarak buraya not düşelim. Tabi gitar çalmak bir yere kadar. Sonra gitarları koyup o gençlerle hayatlarında ne olmak istediklerini konuşur, müzik dışında pek çok konuda tavsiyeler verirdim.

Sonra Üniversite’yi okumak üzere Ankara’da Bilkent’e gittim. Bu yol göstericiliğim üniversitede de sürdü. O yaşlarda eğitime ve insanlara bir şeyler öğretmeye dair çok kuvvetli tecrübeler edindim. E tabi aklım biraz daha başıma gelmiş olacak ki üniversitede bu işten para da kazandım. Fena da kazandım diyemem.

 

Okuldan mezun olduktan sonra yurtdışında yüksek lisans yapmak isteyip istemediğim sorulduğunda iş hayatına bir an evvel girme isteğimden ailemin yanında işe başladım. İlk başlarda en alttan başladım. Zaman içerisinde çok güzel görevler ve sorumluluklar aldım. Ailemiz Adana’daki aile şirketlerine kıyasla biraz daha profesyonel ve belirli bir düzeyde de kurumsal olduğundan daha ufak aile şirketlerinin patronları zaman zaman çocuklarını biraz iş öğrensin diye bizim şirketimize gönderirlerdi. Bu da Veliaht Koçluğu dediğim şeyin başlangıcı oldu diyebilirim. Tabi o zamanlar koçluk diye bir kelime dahi yoktu. Bu sebepten kendime henüz daha Veliaht Koçu demiyordum.

 

Yıllar sonra bu işten çok keyif aldığımı ve hayatımı bunun üzerine kurabileceğimi düşününce koçluk diye bir şeyin olduğunu öğrendim. Veliaht Koçu terimi de bunun çok doğal bir sonucu oldu. Yine bu dönemlerde çeşitli aile şirketlerinin içine girip çıkar hale de geldim. Kendimi de benden yaşça büyük ağabeylere ablalara (ya da amcalara belki) ufak tefek tavsiyeler verir halde buldum.

Bir süre sonra benim için gerçekten zor fakat çok eğitici olacak olanı tercih edip ailemin yanından ayrıldım. O zamanlar ne büyük bir karar aldığımı tahmin etsem de ne derece büyük bir karar olduğunu fark edemiyordum. Dolayısıyla ailemin koruması altında edinemediğim pek çok tecrübenin eksikliğini derinden hissettim. Ayağa kalkıp az çok kendime yeter hale gelmek çok zamanımı aldı.

Bu süreç içerisinde neler yapmadım ki? Tek başıma işlere giriştim, bir arkadaşım ile ortaklaşa danışmanlık hizmetleri verdik, bana çok önemli tecrübeler kazandıran online bir girişimim oldu. Hatta internete ve dijital pazarlamaya dair edindiğim tecrübenin temelleri buraya dayanır ki şu an hizmet verdiğim şirketler için bunlar bulunmaz bursa kumaşı. Tabi profesyonel olarak yöneticilikler de yaptım. En son olarak da Enelsan A.Ş.’nin genel müdürlüğünü üstlendim. Kendi şirketimizde yönetim kurulu üyeliğim hala devam ediyor.

Veliaht Koçu nedir derseniz işte yukarıda anlattım. Tüm bu birikimleri üzerine toplamış bir aile şirketi üyesi olarak başka aile şirketleri genç kuşaklarını yetiştiriyorum. Tabi sadece basit bir koçluk eğitimi ya da tecrübesinden çok daha fazlasını gerektiriyor. Üretimden satış/pazarlamaya, Ar-ge’den Kalite Kontrol’e, markalaşmaya, yönetim kurullarına, denetlemeye ve daha pek çok şirket fonksiyonuna kadar bilgi sahibiyim. Geçmiş tecrübelerim gereği her üretim şeklini tüm detayları ile olmasa da genel olarak bilirim. Bazı üretim alanlarında da derinlemesine bilgi sahibiyim.