“Ben onlara çok iyilik yaptım. Zor günlerinde yanlarında oldum. Bir de arkamdan yaptıklarına bakın.”
Patronlardan bu sözleri çok duyuyorum. Bilhassa katı bir patronun yönetiminde, her şeyin onun kararına ve kişisel ilişkilerine bağlı yürüdüğü şirketlerde, birkaç çalışanın gizlice birlikte hareket ederek şirketin imkânlarını kendi çıkarlarına kullandığı hikâyelerle sık karşılaşıyorum.
Bir çalışanın ayrılıp başka bir şirkette çalışmasıyla, hâlâ sizden ücret alırken müşterinizi kendi girişimine yönlendirmesi ayrı davranışlardır. Burada üzerinde durduğum, patronun güvenini kullanarak şirketin arkasından iş çevrilmesi.
“Ben Onlara Çok İyilik Yaptım” Hesabında Eksik Kalan Ne?
Nasrettin Hoca’nın eşeği çalınır. Olayı duyan komşuları hocanın etrafına toplanır ve hepsi sırayla Hocayı suçlamaya başlar: “Neden ahırın kapısını sağlam kilitlemedin?”, “Evine hırsız giriyor, nasıl duymuyorsun?”, “Zaten doğru dürüst bir ahırın bile yok” diyerek üst üste eleştiriler sıralarlar. Sürekli kendisinin hatalı bulunmasına sinirlenen Nasrettin Hoca en sonunda dayanamaz ve komşularına şu meşhur cevabı verir: “Yahu iyi, güzel de suçun hepsi benim mi? Bu hırsızın hiç mi suçu yok?”
Hırsızın suçu elbette var. Peki patron, kendi yönetimindeki eksiklere bakmayacak mı?
Çalışanınızın maaşını eksiksiz ve zamanında ödüyor olabilirsiniz. Bu, yaptığı işin karşılığıdır. İhtiyaç duyduğunda kendisine borç vermeniz de kıymetli olabilir. Fakat bunları iyi patron olduğunuzun yeterli kanıtı sayarken, o insanın sizin yanınızda nasıl hissettiğini gözden kaçırıyor olabilir misiniz? Siz “Ben onun için neler yaptım” diye düşünürken o, üstlendiği sorumluluğa ve verdiği emeğe ne kadar saygı gösterildiğine bakıyor olabilir.
Bir insanı incitmek için azarlamanız gerekmez her zaman. Başka bir patronla sohbet ederken yanınızdaki üst düzey müdürünüz için ağzınızdan çıkıveren “Bizim çocuk halleder” sözü, yıllardır şirketin yükünü taşıyan o insana aynı masada otursa da sözünün bir kıymeti olmadığını hissettirebilir. Siz sohbetinize devam edersiniz, o ise kendisine biçtiğiniz mevkiyi düşünür. Evinizdeki veya yatınızdaki tamirat için çalışanınızı gönderirken de yalnızca bir işi aradan çıkardığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Peki o insan, mesleki sorumluluğunun sizin şahsi işlerinize kadar uzanmasını nasıl karşılıyor? Sizin üzerinde durmadığınız bu davranış, onun haysiyetine dokunuyor olamaz mı? Kötülük düşünmemiş olabilirsiniz. Yine de incinmiştir karşınızdaki insan.
2023 yılında Çin’de 412 çalışan ve 75 yöneticiyle yapılan bir araştırmada, liderin fedakârlığı samimiyetsiz algılandığında ikiyüzlülük algısı ve gönüllü katkının azalmasıyla ilişkili bulundu. Anket verisine dayanan bu bulgu, patronun kendi davranışına verdiği anlamla çalışanın o davranışı nasıl yaşadığının ayrışabileceğini gösteriyor.
Çalışanınızın size kırılması, arkanızdan iş çevirmesini haklı çıkarmaz. Yaptığı yanlışın sorumluluğu kendisine aittir. Fakat siz de “Çalışan milleti böyledir” deyip geçerseniz, insanlarla kurduğunuz ilişkide neyin yanlış gittiğini ve bu işlerin nasıl olup da denetiminizden kaçabildiğini sorgulamazsınız.
Üstelik arkanızdan iş çevirmek için sizden nefret etmesi de gerekmiyor. Önünde kazanç fırsatı gören biri, patrona kişisel yakınlık sayesinde denetimden uzak kalacağını düşünebilir. Bir çalışanınızı sevmeniz ve ona güvenmeniz, onun da şirketinizin çıkarlarını koruyacağı anlamına gelmez.
İnsanı Anlayan Liderlik, İşleyen Bir Denetim
Çalışanının sıkıntısını duyduğunda hemen “Daha ne kadar para istiyor acaba?” diye düşünen bir patron, karşısındaki ihtiyacı yanlış okuyabilir. İnsan bazen üstlendiği işte arkasında durulmasını, bazen de söylediğinin ciddiye alınmasını bekler.
Halden anlayan, gerektiğinde kanat geren bir liderliğe ihtiyaç var. Hulusi Kentmen’i hatırlatan o babacan tavrın, iş hayatında adalet ve tutarlılıkla karşılık bulması gerekir. Çalışanınızı başkalarının önünde ezmeden de hatasını konuşabilir, zor gününde yanında dururken görevini yerine getirmesini bekleyebilirsiniz. Yaptığınız yardımı her anlaşmazlıkta yeniden hatırlatmanız, çalışan bağlılığını güçlendirmek yerine karşınızdaki insana kendisini borçlu hissettirebilir.
Patronun kendi davranışlarıyla örnek olması da önemlidir. Çalışanlardan beklediği dürüstlüğü kendi ilişkilerinde göstermeyen birinin, yalnızca sadakat istemesiyle güvenilir bir çalışma ortamı kurulamaz.
Çalışanınızla iyi bir ilişki kurarken şirketi denetleyebilirsiniz de. Bunun için birinden şüphelenmeyi beklemeniz gerekmez. Kimin hangi konuda yetkili olduğu ve yaptığı işin nasıl kontrol edileceği baştan belli olmalıdır. Size yıllardır yakın olan bir yönetici de yeni işe başlayan biri de aynı kurallara tabi olmalı.
Şirket büyüdükçe her işlemi bizzat onaylamak, yapılan işleri denetlemeye yetmez. Önünüze gelen bilgiyi kontrol etmeden onay veriyorsanız, işlemi yapan kişinin anlattığına güveniyorsunuz demektir. Örneğin bir satın almayı onaylarken, alınan malın gerçekten şirkete ulaştığını ve ödemenin anlaşmaya uygun olduğunu başka bir sorumlunun da kontrol etmesi gerekir. Şirketin işleri kayıt altında yürümeli, iç kontrol ve denetim düzeni kurulmalıdır. Bu kayıtlar, işi yürüten ekibin dışında düzenli olarak denetlenmelidir. Şirket içinde bu denetimi yapabilecek bir sistem ya da bağımsız bir birim yoksa dışarıdan denetim desteği alınabilir.
Bu kontrolleri kişisel bir güvensizlik meselesi hâline getirmemek de patronun elindedir. Yalnızca aranızın bozulduğu kişiyi denetleyip yakın gördüklerinizi denetimin dışında bırakırsanız, çalışanlar da kurallardan önce sizinle ilişkilerini düşünmeye başlar. Oysa şirkette kuracağınız düzenin kimseye ayrıcalık tanımadan işlemesi gerekir.
Bir usulsüzlük ortaya çıktığında, bunu yapan kişinin sorumluluğuyla birlikte denetimin neden işlemediğini de incelemelisiniz. Denetimdeki eksikleri gidermeden yalnızca çalışanı değiştirirseniz, benzer usulsüzlükler tekrarlanabilir.





